Mektub

Edebiyatçıya Mektuplar-1 (Elif Şafak)

 

Saygıdeğer Elif Hanım,
Dün gece biraz geç yattığımdan, bu gün öğlene kadar uyudum. Gazete almaya üşendim için gündemi internetten takip etmeye karar verdim. Birkaç “klasik” gündem başlığı okuduktan sonra hakkınızda yapılmış haberi gördüm. Aslına bakarsanız Elif Hanım, sizinle ilgili bir haberin bu denli dikkatimi çekmesine şaşırıyorum şu anda. Ancak haberin başlığı dikkat kesilmeyecek gibi değildi; “Elif Şafak’ın ‘İskender’i çıkmadan 165 bin sattı.”
Söyleyin Elif Hanım, siz olsanız okumaz mısınız? Okursunuz tabi ki. Bir röportajınızda evliliğinizle ilgili bir habere sinirlendiğinizi uzun uzun anlatıp, sonuç olarak da efsanevi, kitleleri peşinizden sürükleyecek şu cümleyi sarf etmediniz mi?

“Bunlarla uğraşacağıma oturup kitap okurum.”

Kitap okumanızla ilgili bir derdim yok Elif Hanım. Yazmak için okumak gerekir elbette. Ancak, “uğraşacağıma” kelamını anlayamadım. “O kadar yoğun okuyorum ki bunlara harcayacak vaktim yok” mu demek istiyorsunuz? Peki öyleyse sizi allayan, pullayan, yere göğe sığdıramayan, her “ürün”ünüzü mitleştiren basına haksızlık etmiyor musunuz? Bir romanın nerede yazıldığının ne önemi var Elif Hanım? Bakın çocuklar son romanınızı Amerika’da yazdığınızı ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Biraz insaf doğrusu…

Neyse efendim sadede gelelim. Haberi okudum: “Şafak’ın yeni romanı 1 Ağustos’ta çıkacaktı. Ancak kitap, matbaadayken 165 bin sipariş alınca erken piyasaya sürüldü.” Gibi bir içeriği vardı. Efendim kitapevleri çok sipariş vermişler de, kitap 200.000 basılmış da bilmem ne… Ben bu habere “gıcık” oldum Elif Hanım.

Siz yayıncılık tekelinin bir ferdi olabilirsiniz. Hatta isterseniz tekelin ta kedisi olun. Sonuçta “2010 Yılın Markası” seçildiniz. Beni fazla alakadar etmiyor bu durumlar. Ama bir yandan bu pazarlama işleriyle haşır neşir olup, diğer yandan da şöyle bir laf ederseniz ben bu durumdan kıllanırım;

“Türkiye’de bilhassa elit çevrelerde “popüler” olan her şeye yönelik bir küçümseme vardır. Sanki çok sevilen albümlerin, filmlerin ve romanların muhakkak ki kötü ya da ucuz olması gerekiyormuş gibi. Bu aslında insanı küçümsemek sayılır.“.

Efendim,
Bir sürü pazarlama, ambalaj, okurların beğenilerini yönlendiren her türlü faaliyet, medya desteği, cemaat ve sermaye bağlantısı, seri üretim taktikleri; insanı küçümsemek olmuyor da, her girdiğimiz kitapçıda dağ gibi yığılmış, bilince saldırıp yer eden kitaplara gıcık olmak mı küçümsemek oluyor.

“Onlar okuyorsa ben okumam tavrı, egonun dışavurumu. Kendini toplumdan yukarıya koymak. Halbuki bir romanı binlerce insan okur, okuyabilir. Ama herkesin okuması tek ve biriciktir. Parmak izlerimiz gibi, roman okuma biçimlerimiz de farklıdır. Her okur kendi gözünden okur aslında”

Pes vallahi Elif Hanım. Ağzınız ne de güzel laf yapıyor. Bir cenahın dilinden düşürmediği, her fırsatta saldırdığı “Elitizm” meselesi sizi de sarmış galiba. Bunun ne zamandır böyle olduğunu sormayacağım. Çünkü hem cevabını biliyorum, hem de siz kızıyorsunuz sonra. Ayrıca dediğiniz gibi her okur tek ve biricikse, neden ünlü başyapıtınız “AŞK” sorulduğunda “ay çok güzeldi.” “Mevlana’yla Şems’i anlatıyor.” gibi yorumlar duyuyoruz. “tasavvufi bir yolculuğa çıktım.” diyen yok Elif Hanım. Ben bahsettiğiniz elitlerdenim, kitabı okumadım. Bütün bunların sebebi “AŞK”’ı okumayanın kitap okuyormuş sayılmaması mı yoksa?

“Her okurun aslında kendini okuduğu” doğru değil, bir şov Elif Hanım. Okur siz ne yazarsanız onu okur. Ama en azından, siz ve içinde bulunduğunuz kuledekiler bırakın da okurlar sizi okumak istiyorlar mı kendileri karar versinler.

Esefle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s