Ahmetler Köprüsü (4): yalnızlaşmak

Uzunca bir süredir içimdeki boşluğun farkındaydım. Eskisi gibi okuyamıyor, eskisi gibi sevemiyordum. Dostlarımla eskisi kadar çok şey paylaşamıyordum ve bu , hem kendimi hem de onları her geçen gün tanıyamamama sebep oluyordu. Yıllar geçtikçe gitgide daha da yalnızlaştım. Bu bana çok acı vermeye başladı. Fakat daha sonra asıl büyük acı neymiş öğrendim.

Daha dün farkına vardım ki asıl büyük acı; bu duruma alışmak ve ortada bir gariplik olduğunu unutmakmış. İnsan, kendi hayatına yukarıdan ve fark ederek bakınca göremediği birçok şeyi yeniden anlıyor. Sevmenin , aşkın ikamesi ne zaman cinsel tatmin oldu bilemem ama; eminim ki o gün, beni bu denli makineleştiren günle aynı gündü.

Kitabı almak için eve geldiğimde, unuttuğum başka bir şey olmadığına emin olmak için bütün odaları kontrol ettim. Kimlik kartımı, yatağımın yanındaki küçük dolabın üzerinde unuttuğumu da o esnada fark ettim. Hepimizi bazen bu his kaplar; bir takım ayrıntıların, daha büyük bir olayın parçacıkları olduğunu sanırız. İşin garibi bu his çoğu zaman doğru çıkar. İşte kimlik kartımı elime aldığımda da aynı duygu içimi kapladı. Dün akşamdan beri yaşadıklarım zihnimde bir çırpıda belirip kayboldu.

Gökyüzü en gri halini almıştı, yas tutar gibi… Ta uzaklarda sarıdan turuncuya giden bir dizi renk tonu “her şeye rağmen hayat devam ediyor” der gibiydi. Karşı karşıya gelen iki kalabalık büyük bir sükunetle bu duruma eşlik ediyordu. Yaklaşık yüz kişilik bu iki grup, göz göze gelmemeye çalışıyor, birbirinin farkında değilmiş gibi davranıyordu. Benim de aralarında bulunduğum taraf, en önden bir kadının diğer gruba doğru atılmasıyla hareketlendi. Koşar adım yürümeye başladık. Birkaç saniye sonra da karşımızdaki grup bize doğru gelmeye başladı. O anda yeşil ışığın daha yeni yandığını fark ettim. Öndeki kadın yaklaşık yüz kişiyi yanıltmış ve kırmızı ışıkta yola çıkmalarını sağlamıştı. Elbette ne kadın ne de kalabalık bütün bunları bilinçli şekilde yapmamıştı ama bu durum benim işime gelmişti doğrusu. Ne de olsa kitabı almak için evime geri dönmüş ve bir sürü zaman kaybetmiştim.

Kaybettiğim zamanı telafi etmem gerekiyordu. Yoksa buluşmaya geç kalacaktım. Meydandan Ahmetler Köprüsü’ne gitmem on dakikamı alırdı. Ben bunları düşünürken, içinde bulunduğum kalabalıkta kopmalar yaşandı. Mesela yanımda yürüyen bir adam karşıdan gelen başka bir adamla burun buruna gelince ikisi de gayrı ihtiyari durdular. İlk kopma da o esnada yaşandı. Daha sonra da yalnız yürür buldum kendimi. Hayatımın özeti…

Yola devam ettim. Yaklaşık yirmi tane TSMSB’nin ve on küsür tane sırıtan belediye başkanı afişinin önünden geçtikten sonra nihayet Ahmetler Köprüsü’nü uzaktan da olsa görebildim. Ancak köprüyü gördüğümde asıl kalabalık neymiş tekrar hatırladım. Çünkü köprünün altında kocaman bir kalabalık ve çok yoğun bir toz bulutu vardı.

Mahmut Cılız

Yorum bırakın

Filed under Ahmetler Köprüsü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s