Suyuna Kar Karışmayan Şehir

Yaklaşık yarım saattir, etrafta aydınlık olan tek şeyin; ekmek büfesinin yanına sığınmış bekliyorum. Büfenin kendi aydınlatması yok. Ama parlak beyaz. Etraftan aldığı cılız ışıkları yansıtıyor.

“Hangisine önce karar verilmiş acaba? ” diye düşünüyorum; “Ekmek büfesinin önünü otobüs durağı yapmaya mı, yoksa otobüs durağına bir ekmek büfesi yapmaya mı? ”

O kadar da önemli olduğunu sanmam. Amacım yalnızca olduğum yerde küçük küçük zıplarken ne kadar aciz göründüğümü veya ne kadar üşüdüğümü unutmak… Zihnim meşgul olmalı. Yoksa yüzüme faça atan, kesintisiz ve sert esen bu bozkır rüzgarıyla başa çıkılır mı?

Otobüse biner binmez gözlük camlarım buğulanıyor. Silmeden geçmez, biliyorum. Daha oturmadan gözlüğümü çıkartıyorum. Oturur oturmaz da kemerimin arasından çekip çıkardığım atletime siliyorum. Atleti tekrar yerine sokmak, çıkarmak kadar kolay değil. Birkaç durak sonra Nuri Abi otobüse biniyor. Benim orada olduğumu zaten biliyormuş sanki. Hiç şaşırmıyor, yanıma oturuyor.

“Kar atıştırmaya başladı.”diyor.

Endişeli bir hali var. Karla aralarında geçen birkaç anıyı peş peşe anlatıyor. Ben pek dinlemiyorum. Karı çok severim. İçeriden de dışarıdan da.

Nuri Abi’yi de severim. Birçok ortak noktamız var. Bir kere aynı takımı tutuyoruz. Sonra, kentin en ucundaki semtte oturuyoruz. Üstelik benim gibi memur. Memuriyetin en kötü yanı, bir süre sonra anlatacak anının kalmamasıdır. Nuri Abi’nin anıları, bu hızla giderse, önümüzdeki sezon tükenir. Yine bir deplasman günü…

Nuri Abi beş dakikadır konuşmuyor.

“Benim” diyorum birdenbire, “Bir yurt arkadaşım vardı öğrenciyken”. “Diyarbakırlıydı.”

Nuri Abi bu lafı bekliyormuş. Kafasını aniden bana doğru çevirdi.

“Karın üzerine pekmez döküp yerdi”.

Sustum. Sözü tekrar Nuri Abi’ye bıraktım. O konuşurken daha rahat düşünüyorum. Haftada bir sadece tribünde ya da deplasman otobüsünde gördüğüm, üstelik her zaman yanımda oturan bir adam… Belirli bir süre sonra organik ve kendiliğinden ama kesinlikle sistematik yeni davranışlar edindiğimi fark ettim. Bu onlardan biri…

“…sonra komutan dedi ki; karı eritin, için. Nasıl memleketse anasını sattığımını, ne nehir var ne bir şey.”

Nuri Abi’nin sinirlendiğini fark ettim. Ben yeni edindiğim davranışları yorumlarken, Nuri Abi birkaç duygu durumu değiştirmişti anlaşılan. Lafa girmeliyim.

“Abi sen nerede yaptın askerliği? Burada mı? Kütük nerde ki senin?”

Nuri Abi ayağa fırlıyor.

“Anlatırım yolda. Bak o da acayiptir.”

Durağı kaçıracakmışız neredeyse. Karın iyice şiddetlendiğini o an anlıyorum. Şehir merkezindeki eski süpermarketin önünde indik. Kardan sığınmak ve buluşmak için ideal bir yer. Her ikisini de yapıyoruz. On beş kişi gelmiş bile. Eksikler var. Hava bozuk ondan gecikmişlerdir. Halimizden memnunuz. Nuri Abiye gülüyoruz. Nuri Abi otobüsten inerken düştü. Şimdi çok sinirli. Üstü başı çamur. Elleriyle çırpıyor.

Vakit geçti sustuk.
Vakit geçti üşüdük.

Herkes birbirinden bir sır saklıyormuş gibi bakıyor. Ben o sırrın ne olduğunu biliyorum.

“Bu karda kıyamette ne işimiz var deplasmanda.” diyorum. “Kaza maza yapmayalım.”

Kimse beni duymuyor. İçlerinden biri “İstanbul deplasmanı kaçar mı?” diye mırıldanıyor. Diğerleri kafa sallıyor, inançsız. Geçmişte, arada bir uğrayacakları anılarımız olsun istiyorlar. Ben de istiyorum.

Başka bir şey demedim. Önümüze bir minibüs yanaştı. Korna… Minibüse doluştuk. Avukat Deniz dışarıda kaldı. Sordum, önemli bir işi varmış, gelemeyecekmiş. Bizi uğurlamaya gelmiş.

“Gidince arayın” dedi.

Gidebileceğimizi sanmıyorum. Nuri Abi’nin yanı boş. Oturuyorum. Minibüsün ısıtması bozukmuş. Koltuklarda birer tane battaniye var. İçeridekilere bakıyorum. Birbirlerine sokulmuşlar, mutlular, konuşuyorlar. Minibüsün kapısı kapanıyor. Yavaştan hareket ediyoruz. Buğulanmış camı elimin tersiyle silip dışarıya bakıyorum. Avukat Deniz hala eski süpermarketin önünde. Bize el sallıyor. Olduğu yerde küçük küçük zıplıyor. Kafası omuzlarının arasına gömülmüş. Ne kadar aciz veya ne kadar üşümüş görünüyor. Ama daha çok aciz… Otobüstekiler birbirlerine iyice sokulmuşlar. Yanımda bir kıpırtı var. Dönüp baktım, Nuri Abi hala pantolonundaki çamuru çırpıyor. Yüzünde bir gülümseme var. Etrafta dönen gırgıra gülüyor. Aynı eylem, başka duygu… Ben de gülüyorum. Elimi omzuna atıyorum.

“Nuri Abi” diyorum. “Bırak uğraşma. Silmeden geçmez, biliyorum”

Kutay Yeşilöz

 

 

fotoğraf : http://ankaradergi.blogspot.com

2 Yorum

Filed under Uncategorized

2 responses to “Suyuna Kar Karışmayan Şehir

  1. ayşe

    Be the first to like this post ..
    (with the quotation link 😉

  2. “Memuriyetin en kötü yanı, bir süre sonra anlatacak anının kalmamasıdır”. İŞin ilginç yanı bu anlatacak birşeyin bulunmaması başka birkaç meslekte daha var ve kişilere, sohbetteki insanların arasındaki iletişime göre değişse de o anı güzel tanımlayacak bir gözlem olmuş. Anlatacak anının kalmaması bir başka birikim ve bıkkınlık hali. Ya da şöyle sorsam daha mantıklı Nuri Abi ile senin aranda anlatacak anının kalmaması o yolculuk için mi yoksa genelde mi kalmamış oluyor?

    Gözüne kuvvet,

    sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s