Ahmetler Köprüsü (3): yaşayan anılar

Uyandım mı, bilmiyordum. İlk anda bunun, (bir çok kez gördüğüm) karanlıkta başlayan kabuslardan biri olup olmadığını ayırt edemedim. Anlamam için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Yataktan kalktım. Bütün odada dolaştım. Terliklerim ve diğer her şey aynı yerinde duruyordu. Pencereye yöneldim. Son birkaç yıldır, sabahları yaşadığım tam da buydu. Benden habersiz başlayan günler ve mevsimler ve yağmurlar uzun süredir bu karanlık pencereye hapsolmuştu. Derin ve sonsuz bir karanlığa. Eski pencereleri düşündüm. Hani şu gün ışığına açılan pencereleri… Kendilerini diğer gözlerden sakınan ve perdelerini sıkı sıkı kapatan insanları… Gökyüzünü sevmek. O anda bana ne kadar uzaktı. Yanağımı pencere camına dayadım ve yukarı baktım. Karanlıktan başka hiçbir şey yoktu.

İşte tam o anda, yatağımdan kalkarken bir şeyin yere düştüğünü ve tok bir ses çıkardığını hatırladım. İçimde garip bir his vardı: bir şeyleri yarım bıraktığım hissi. Etrafıma tekrar baktım. Garip bir durum yoktu. Sonra yerde, açık şekilde duran kitabı fark ettim. Kamil Bulut’un çevremizde büyük heyecan yaratmış kitabı…

Bundan tam yirmi yıl önceydi. Kitapların kıymetli olduğu günlerdi. Bir insanın entelektüellik seviyesi, kütüphanesinin büyüklüğü ve bilgi birikimiyle ölçülüyordu. Üniversiteyi daha yeni bitirmiştik ve büyük bir endişeyle iş sınavlarına hazırlanıyorduk. Sanki biz acele etmezsek, bütün işler birer birer kapılacakmış ve bu bizim sonumuz olacakmış gibi… Fazla abartılı bir heyecan yaşıyorduk. Kamil ise pek ortalarda görünmüyordu. Ara sıra buluştuğumuzdaysa bizim durumumuzla dalga geçiyordu. İşin aslı, fazla rahat görünüyordu (her zaman olduğu gibi) ve bu beni delirtiyordu. Sık sık tartışmaya başlamıştık. Yine bir gün, Esat’ta oturan bir arkadaşımızı ziyarete giderken tartışmaya başladık. Tartışma gitgide alevlendi ve Kamil tam Doğrusöz Bakkaliyesi önünde, bize bir kitap yazdığını itiraf etti. Bu itiraf, sadece tartışmanın bitmesine sebep oldu. Konu, aramızdan kimsenin ilgisini çekmedi. Kitabın neyle ilgili olduğunu sormayı aklımızın ucundan bile geçirmedik. Birkaç ay sonra kitap yayımlandı. Yayımlanmakla kalmadı, ciddi bir başarı da elde etti. Bu olay bizim çevremizde büyük bir heyecan yarattı. Kamil’i tanıyanlar, onunla nasıl yakın arkadaş olduklarını, kitabı yazarken ona ne gibi tavsiyeler verdiklerini, kitaptan alıntılarla her fırsatta ve herkese anlatır hale geldiler. Tabi bunda Kamil’in, kitap çıkar çıkmaz, doğru bir stratejiyle ortalardan kaybolmasının payı büyüktü.

(Ha bu arada, belki haberin yoktur; kaç yıl oldu bilmiyorum ama, kitaplar atılalı baya zaman geçti. İnsanlar, kitapların fazla yer kapladığına ve fazla gösterişli şeyler olmadıklarına kanaat getirip kitaplarını attılar. Herkes, cebinde bir tabletle gezmeyi tercih etti. Böylece koca bir kütüphaneyi ceplerinde taşıyabiliyorlardı. Kitaplar, eski plaklar gibi koleksiyon malzemesi haline geldiler. Şimdi eve kütüphane yaptırmak çok havalı bir durum. Ben, kitaplarımdan asla vaz geçmedim; hepsini kolileyip depoya kaldırdım.)

Neyse lafı fazla uzattım. Barda tartıştığımız gece eve gelmeden Z8 (zemin sekiz)’deki depoma uğradım. Kitap kolilerini bir bir taradım. Sonunda Kamil’in meşhur kitabını buldum: “İYİLİK”. Kokusunu ne kadar özlemişim. Büyük bir heyecanla evime döndüm. Okumaya hemen başlayamadım. Bir süre anılara kapıldım. Evet, isteyerek yaptım bunu. Geçmişteki bazı ayrıntıları hatırladım. Eski bir dostuma vefasızlık etmiş gibi hissettim. Ve anıların, yaşadığımız andan daha gerçek olduğunu fark ettim. Onlar her şeyleriyle bana aittiler.

Daha sonra kitabı okumaya başladım. Daha ilk bölümde boğazım düğümlendi. Kamil’e yaptığım menemen… Kitap bu olayla başlıyordu. Okumayı bıraktım. Duygulanmıştım.

“Arkadaşının bu iyiliğini hiç unutmayacaktı.”

Evet, biz arkadaştık. Zaman bize ne yapmıştı? Ben nasıl ve ne zaman bu kadar yalnız kalmıştım, hepimiz gibi. Anılarım daha gerçekse, peki arkadaşlarım? Onlar hala buradalardı. Karar vermiştim; bu konuyu yarın hepsine, özellikle Kamil’e açacaktım. Kitabı gösterip, eskisi gibi olmamız gerektiğini söyleyecektim. İnsanların yeni alışkanlıkları umurumda bile değildi.

Kitabı yerden kaldırdım. Unutmamak için masanın üzerine koydum. Saat daha erkendi ancak öyle heyecanlıydım ki, bir an önce Ahmetler Köprüsüne gitmek istiyordum. Hızlıca giyinip evden çıktım. Banka katından dışarı çıkarken kitabı masanın üzerinde unuttuğumu fark ettim.

Evimde unuttuğum bir şeyi almak için geri dönme kararının, bu kadar büyük sonuçlar doğuracağını nerden bilebilirdim?

Mahmut Cılız

1 Yorum

Filed under Ahmetler Köprüsü

One response to “Ahmetler Köprüsü (3): yaşayan anılar

  1. “Anılarım daha gerçekse, peki arkadaşlarım?” yaşayan anlar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s